Müslüm Baba nın dönüşü

Arabesk müziğin usta yorumcusu Müslüm Gürses yeni albümü Vay Canım Vay ile yine hayallerini, duygularını, yorumunu kısacası sanatını bir kez daha konuşturdu. Yeni albümü ile yine başarılı ve kaliteli bir çalışmaya imzasını atan Müslüm Gürses, sevenlerine en iyisini sunmanın mutluluğu içinde. Müzik severlerin gönüllerini bir kez daha fethetmeye hazırlanan usta yorumcu, daha geniş kitlelere seslenmeyi amaçlıyor.

“Müslüm Baba”nın jiletsiz konseri

baba3.JPGGeçen akşam bir Müslüm Gürses konseri izledim.

Her konseri olay olan bu “varoş kralı”nı sahnede izlemek istiyordum kaç zamandır… Bu “toplu ayin”e katılarak o izdihamı, kargaşayı, havada uçuşan sandalyeleri, berduş başlara takılan bandajları, kıllı göğüsleri çizen jiletleri gözlemek için fırsat kolluyordum.

Beklediğim fırsat, ummadığım zamanda, ummadığım yerde çıktı karşıma:

Pazar akşamı, Bakü’de…

Ama beklediğim görüntülerin hiçbirini göremedim.

Hemen belirteyim ki, bu konserin bir haber değeri varsa o da şudur:

“İlk kez bir Müslüm Gürses konserinde hiç olay çıkmadı.”

Hayranları, Baba’ya bir kez dokunabilmek için kendilerini parçalarcasına korumaların üzerine atmadılar. “Baba”, etten bir koruma duvarının ardına sığınıp “Benim Meselem”i “Müslümcüler”e anlatmak zorunda kalmadı. Ne “duman” dolaştı sıralar arasında, ne de “jilet”…

Bakü’nün 7500 kişilik “İdman ve Konsert Kompleksi”ne koşan “temaşacılar”, aslında bir operaya gitmek üzere evden çıkmış da, yanlışlıkla bu konsere gelmiş gibiydiler. Herkes en güzel elbiselerini giymiş, en hoş kokularını sürünmüş, çoluğunu çocuğunu kapıp, “dost ve kardaş Türkiye’den gelen sanatçı”yı dinlemeye gelmişti.

Aslında Bakü’nün fıskiyeleriyle ünlü merkezi Fantan’da Ressamlar Sokağı’nı dolaşınca Azeriler’in Türk sanatçılara ilginin çok yoğun olduğu hemen fark ediliyor. Emrah, Ebru Gündeş, Özcan Deniz, İbrahim Tatlıses -ve özellikle de- Seda Sayan resimleri süslüyor sokağı… Radyolar Nilüfer çalıyor, bütün kasetçilerden Sezen Aksu’nun sesi yankılanıyor.

Bakü, adeta gözünü kulağını Türkiye’ye dikmiş, gözlüyor, dinliyor.

Ancak Müslüm Gürses adı, Azerbaycan için biraz yabancı… O’nu tanıyanlar ise Türkiye’deki fanatiklerine hiç benzemiyorlar. Bir defa çoğu kadın… Ellerinde jilet değil, çiçek taşıyorlar. Konser için sıraya girip, gişede 10 dolar verip (küçük bir hatırlatma: Azerbaycan’da emekli aylığı 10 dolar) bilet alıyorlar ve numaralı sandalyelerine yerleşip sakin sakin konserin başlamasını bekliyorlar.

İşte bu yüzden Bakü konserinde “dilini bilmeyen bir cemaate vaaz veren dertli bir vaiz” gibiydi Müslüm Gürses… Sahne, Romalılar’ın gladyatör dövüştürdüğü arenalara benzer bir alanın ortasına kurulmuştu. 7 bin 500 kişilik salonda 2 bin seyirci vardı. O seyirciler de arenanın çevresine dağınık oturmuşlardı. Şöyle “öz be öz” (karşı karşıya) bir türkü söyleme imkanı yoktu. Gürses, belki de hayatında ilk kez, şarkılarını ezbere, yana yakıla ve bağıra çağıra söyleyemeyen bir seyirciye, çevresinde üstünü başını parçalayan hayranlar ordusu, o orduyla mücadele için tutulmuş korumalar ordusu ve bu kargaşayı görüntülemeye çalışan gazeteciler ordusu olmadan, “jilet gibi şık” ve “bir devlet sanatçısı kadar ciddi” bir görünüm altında konser verdi.

Geleneksel Müslüm seyircisi görse, “Bir Münir Nurettin Konseri” izlediğini sanabilir ve ses kablolarını jiletleyebilirdi.

Müslüm Baba, Azeriler’e jest olsun diye “Sevmişem”le açtı konseri, “Zahidem” türü bozlaklarla devam etti. İstek üzerine “Vazgeçmem”i söylerken sancılanır gibi acıyla kasıldı yüzü…

Önceki konserlerinde sahnedeki itiş kakış arasında göremediğimiz bedeni, kramp girmişçesine eğilip bükülüyor, adeta dövünüyordu.

Mahpus koğuşlarının, sanayi atölyelerinin, kerhane köşelerinin mazlumları için yazılmış şarkıları, şık giysiler içinde koltuklarında sakin sakin el çırparak dinleyen Azeriler, bir süre sonra sahneden gamlı bir buğu gibi yükselen bu “sızlanmalar silsilesi”nden sıkıldılar.

Galiba, Müslüm Baba da bu “mesafeli seyirci”den sıkıldı.

Sesindeki efsun, dalga dalga salona yayıldıkça “taştan seyirci”ye çarpıp, gerisin geri kendisine dönüyordu.

1 saatin sonunda, kendi yaydığı efsunun aksinden berduş olmuş gibi “yıkıla yıkıla” veda etti Bakülüler’e…

Konserin başarısızlığının nedeni “deplasmanda” oluşuna ve bu aleme yabancı olan “tamaşacılar”ın “ıstıraplardan azade” bulunuşuna verilebilir.

Lakin unutmamalı ki, Baba’nın son İzmir konserinde de bu tür sahneler yaşanmış, salon dolmamış, sahnede arbede çıkınca Gürses konseri yarıda kesip gitmişti.

Bir “Müslüm uzmanı” sayılan Orhan Tekelioğlu, bunu “Çocukları Baba’ya küstüler” diye yorumlamıştı. Çünkü Müslüm Gürses, “rehabilite olmuş”, normalleşmiş, o kanal senin bu kanal benim gezerek kaset tanıtımı yapmaya başlamıştı.

Kliplerde Şile sahillerinde yatla “kakara kikiri” sarışın çıtır gezdirmeler, Muhterem Nur yenge buna bozulunca bir sonraki klipte sarışın kız yerine yağız ata sarılmalar, kıskançlık dedikoduları “iş yapınca” promosyon kokulu “boşanıyorlar” haberleri yaymalar, yarışmalı, konuşmalı, her türden talk-show’a çıkıp, alay konusu olmalar ve nihayet, bir reklamda -jilet reklamı olsa neyse- beyazlara bürünüp, eski imaja yeni makyaj boyası vurdurmalar…

Oysa “eski Müslüm”, Tekelioğlu’nun da isabetle vurguladığı gibi bir “anti-kahraman”dı. Dinleyicisine benzerdi. Onlar kadar mazlum, bedbaht, gösterişsiz ve ezikti. Medyada yüzünü eskitmez, dedikodudan uzak durur, kendi halinde müziğini yapar, tanıtımsız milyon satardı.

“Bunlar normal…” dedi “Baba’can” bir tavırla: “Medya benim nezdimde bir değerdir. İnsanlarla aramızda bir köprüdür yani… göz ardı etmemek gerekir.”

Son İzmir konseri, çocukların, bu terkedilmişliği, Freudyen bir tavırla babalarına karşı öfkeli bir saldırıya dönüştürdüğünü göstermişti.

Bir sonraki adım, kendilerine yeni bir “baba” aramak olacaktır.

“Veliaht” Hakan Taşıyan, niye şimdi tahta aday oldu sanıyorsunuz?

Müslüm Baba’nın deyişiyle “hor görülenlerin isyanıdır bu…”

Almanyada Müslüm rüzgarı…

Arabesk müziğin ünlü sesi Müslüm Gürses, Almanyanın Herten kentindeki hayranlarına muhteşem bir konser verdi.

 

Arabesk müziğin ünlü sesi Müslüm Gürses, Almanyanın Herten kentindeki hayranlarına muhteşem bir konser verdi. Yaklaşan kış mevsimi öncesi Avrupa turnesine çıkan Müslüm Baba lakaplı sanatçı, konserlerinin ilk durağı olan Hertende gurbetçilere unutulmaz bir gece yaşattı. Konser sırasında gençler ünlü sanatçıya yoğun sevgi gösterisinde bulundular.

Müslüm Baba ve filli boya

Müslüm Gürses dinleyicisi mi değişti yoksa boya müşterisi mi?.. Bu yazı “İkisi de değil” diyor: “Müslüm Baba değişti!”

Türkiye’nin popüler kültür haritasını starlar üzerinden anlatmayı amaçlayan “Aynalar” belgeselini hazırlarken en çok belgelemek istediğimiz isimlerden biriydi Müslüm Gürses… Yaptığı müziğin, sergilediği kişiliğin, konserlerindeki havanın, ülkenin vaziyetine dair çok önemli işaretler taşıdığına inanıyorduk.

“Aynalar”ın yönetmeni Soner Sevgili, Müslüm Gürses’in hemşehrisiydi. Müslüm Baha’nın içinde yetiştiği Adana Ceyhan’ın iklimine ve onu dinleyenlerin ruh haline yabancı değildi. “Müslüm”ün müziği ancak ter kokusuyla dinlenir” diyordu Soner, “Dinlerken sadece ekmek yiyebilirsiniz, belki biraz da soğan… Kaçakların müziğidir; hapishane koğuşlarında, kahvehanelerde cemaat halinde dinlenir. Kimse tek başına dinlemeye tahammül edemez.”

Soner’in anlattıkları arasında bana asıl ilginç gelen teşhis şuydu:

“Müzik aleminde kimsenin ‘İbocu’ olduğu görülmemiştir. Ama ‘Müslümcülük’ bir tarikat gibidir.”

* * *

Bu teşhisin nedenini çözmeye çalışırken ilginç bir haritaya ulaştık.

“İbo” varoşların değişime en açık ve gönüllü kesiminin sesiydi. Urfa’dan gelip İstanbul’u ele geçirmişti ve kendisine benzeyen yüzbinlerin idolüydü. Kent merkezine en yakın gecekonduların, gözünü şehir ışıklarına dikmiş pencerelerinden İbo’nun (ya da Emrah’ın) müziği yükseliyordu. Lakin Tatlıses bir gün arabeskçi, bir gün popçu kimliğiyle sahneye çıktığından dinleyicisine “İbocu” olma şansı vermeyecek esneklikteydi.

Kenti kuşatan varoşların ikinci kademesini, sınıf atlamaktan umudunu büyük ölçüde kesmiş, ama hala tutunacak dalı olanlar oluşturuyordu. Bunlar, umut katsayılarına göre sıralanırsa “Orhancı” ya da “Ferdici” oluyorlardı.

Nihayet, kent merkezine en uzak duranlar, yani değişimden kar sağlamak bir yana, değişimden canı yananlar, “bütün duyguları ağır yaralı” olanlar “Müslümcü” diye tanınıyordu.

Müslüm Gürses hakkında bir tez hazırlayan, Ege Üniversitesi’nden Caner Işık’ın Nokta’da yayımlanan bir saptamasını okuyunca yanılmadığımızı anladım: “Orhancı larla “Müslümcü”leri karşılaştırıyordu Işık ve diyordu ki: “Bir Orhancı evine ‘okumuş’ tabir ettiği bir insan geldiğinde utanıp Orhan’ın kasetlerini saklayabilir. Ama bir Müslümcü kasetlerini çok rahat meydana serer. Çünkü o, Müslümcülüğüyle gurur duyar.”

Hu gözlem, az önce söz ettiğim 2. kategoriyle 3. kategori arasındaki tavır farkını da özetliyor aslında: Şehirdeki “okumuş”a özenen “mahcup arabeskçiler”e karşı, “okumuş”un sillesini yemiş, hıncını aşkla jiletlediği kendi bedeninden alan “harbi arabeskçiler…”

* * *

Lakin “varoş” denilen “kentteki köy”ün zemini öylesine kaygan ki, dün çizdiğiniz haritanın sınırları bugün değişebiliyor.

Müslüm Baba’yı son “Fiili boya” reklamında, sinema ve sahne dünyasının diğer yıldızlarıyla birlikte “en güzel beyaz”ın nerede olduğunu anlatırken görünce insanın aklı karışıyor ister istemez… “Baba,” son dönemde teknede sarışın çıtırlarla çektiği klipleri ya da kasedi çıkmadan önce basına sızdırılan boşanma dedikodularıyla da şaşırtmıştı bizleri… Artık yarışma programlarında playback şarkı söylüyor, talk- show’lardan eksik olmuyordu.

Fanatiklerine bir hayat sloganı gibi sunduğu “Meselem” hallolmuş gibiydi…

Bu değişimin kokusunu, yine toplumun nabzını en iyi tutan isimlerden biri, sevgili hocam Prof. Ünsal Oskay alıyor ve Nokta’da “baba”ya şu teşhisi koyuyor:

“O da piyasa koşulları altında kendine yeni menajerler buldu. Kılık kıyafeti değişti. Artık ipekli kumaştan fularlar takıyor, bol gömlekler, beyaz pantolonlar giyiyor. 3 – 5 yıl önce seslendiği kitleden uzaklaşıyor. En aşağıdaki insanlar, onunla eskisi kadar özdeşleşemeyeceklerdir artık…”

Anlaşılan “Müslüm Baba” kent merkezine biraz daha yaklaşıyor. Tıpkı “batsın bu dünya” diye yola çıkıp, şöhreti büyüdükçe “batmasa da olur” çizgisine gelen Orhan Gencebay gibi…

* * *

Ben, Müslüm Baba’nı terk ettiği evin muhtaç olduğu sesi Azer Bülbül’de duyuyorum son zamanlarda… Hıncını kendi bedeninden alanların, bundan böyle onun için jilet parıldatacaklarını tahmin ediyorum.

Müslüm Baba’ya gelince…

Bu konudaki tahmini, üstadımız, hocamız, Ünsal Oskay’a bırakalım:

“İstanbul’u kuşatan 4 – 5 milyon İstanbullulaşamayan insanın, birbirini kurtlar gibi kemirerek, yiyerek palazlanan kesimi, bundan böyle, gerçek ipekli fular takan parlak Müslüm Gürses’e en kısa zamanda yaklaşabileceklerini, onun bugünkü kıyafetlerini giyebileceklerini umut etmeye çalışacaklar.”

“Ağır yaralı bütün duygulara” geçmiş olsun…