Morgdan plakcılar carsısına

a1.jpgBAŞLARKEN
DAMARDAN
bir yaşam öyküsü anlatacağız sizlere. Jiletli toplu ayinlerde uğruna ölmeyi göze alan fanatiklerine “Aman kesmeyin çocuklar” diye abilik yapan Adanalı delikanlı Müslüm Gürses’in yaşam öyküsünü… Ve biraz da kendi öyküsünü dokuya dokuya yaşayıp giden ama gözardı edilmiş yaşamların sesini… “Bakma bana öyle bakma, bir bakışta tanıyamazsın beni, göremezsin ruhumun gizli derin köşelerini…” diyen Müslüm Gürses’in ruhunun derin köşelerinde dolaşacağız. Acılarla trajik sonlarla yaralanan ruhunun derin köşelerinde.. Kimi zaman üçüncü sayfaların “dertler insanı”na rastlayacağız, kimi zaman “sevmek ne güzel, sen ve ben”, kimi zaman da, “benim meselem, derin meselem” diyen bir sahne adamına ya da jiletli çocuklarının, müritlerinin deyimiyle Müslüm Baba’ya…Ve tabii ki tüm bu öykülere doktora tezleri, sosyolojik araştırmalar hep arkadaşlık edecek… Tekmili birden, günahıyla sevabıyla Müslüm Gürses öyküsü… Kim ne derse desin, beğenirsiniz beğenmezsiniz ama efsaneyi değiştiremezsiniz. Ve Gürses’i efsaneye dönüştürenleri yok sayamazsınız. Şarkıdaki gibi; Bir görüşte tanıyamazsınız onları! Göremezsiniz ruhlarının gizli derin köşelerini…
Tarsus-Adana yolunda bir araba kaza yapar. Şoför ölür, yanındaki taşralı delikanlı ise öldü zannedilip morga kaldırılır. O delikanlı Müslüm Gürses’tir
Konserlerimde fikren mağlup birileri çıkıp kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor… Oysa müzik gökten inen bir melektir. Neden yapıyorlar anlamıyorum. Beni buna neden alet ettiklerini de hiç anlamıyorum…
MÜSLÜM GÜRSES
70 ‘lerin ortalarıydı… Şöhretin kıyısına adım attığı yıllar… İlk plağını henüz doldurmuş, acılı hayatlarla yeni yeni tanışmıştı; acılı hayatlar da onunla…
O günlerde, ne yüzbinlik Gülhane konserlerinin yıldızıydı ne de jiletli fanatiklerin kahramanı… “Arabesk yıldız avcısı” Yeşilçam yapımcılarının da dikkatini çekmemişti henüz. Unkapanı’ndaki arabesk müzik piyasasının “şöhrete giden yolu arayan” genç yeteneklerinden biriydi sadece… Sık sık Anadolu turnelerine çıkıyor, kalabalık kadrolu konserlerde, özel yorumu ve sahne sıcaklığıyla sivrilmeye çalışıyordu kendince… Bir gece… Evet, yorgun ve uykusuz geçen turneler sonrasında bir gece vakti, Tarsus-Adana yolunda içinde bulunduğu otomobil paramparça oldu… Direksiyon başında uyuyakalan şoför, kaza anında ölmüş, kendisi ise gözlerini morgda açmıştı!.. Evet, evet.. Çünkü başı ve vücudu o kadar darbe almıştı ki bu yüzden öldü diye morga kaldırılmıştı.
Ancak son anda farkedilip ameliyata alınmış, un ufak olan alın kemiği adeta yeniden yapılmıştı… İşte… Bu kazadan sonradır ki hayatında çok şey değişti…
Bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık…
KOKULARI HİSSETMİYOR
Kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırdedemeyecekti… Bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı… Yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; Üstüne üstlük, hiç dinmeyen başağrıları hayatı boyunca onu terketmeyecekti… İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!..
Ve belki de tüm bu “kederli ve kaderli” şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sahnedeki sesi olacaktı… “Hasta düştüm allahım”, “ulu tanrım bu ne çile” diyecek, “bu kadar işkence günah” diye haykıracak “yeter tanrım yeter” diye yakaracaktı… Tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. Hep damardan dile getirdiği ifade biçimi…
Öyle ya yıllar sonra
“Aklımdan çıkmıyor veda edişin,
Bütün duygularım ağır yaralı,
Beni kalbimden vurdu veda edişin,
Bütün anılarım ağır yaralı”
diye yorumladığı bir şarkıda ruhundaki acıları kayda geçirecekti zaten; Müslüm Akbaş olarak hayata başlayan, Müslüm Gürses diye devam edip giden Müslüm Baba!.. Evet… Seven de sevmeyen de farkında, o kaybedenlerin şarkılarını söylüyor, kaybedenlerin ve daima kaybedecek olanların…
Onun sihrini ne sosyologlar, ne sosyal psikologlar, ne de müzik araştırmacıları çözebiliyor. Hoş, o da bilmiyor ya, kaşla göz arasında parıldayarak uçan jiletin damarla buluşmasındaki sırrı… Ölüm ve kederi harmanladığı şarkılar da söylüyor; neşeyi, umudu aktaran şarkılar da!
Ama sonunda o hep eziklerin sesini kente fısıldıyor… Yıllar var ki baba lakabını etiketine eksiksiz işliyor, seyircisinden hem korkuyor, hem alkışı bekliyor, şarkılarını damardan okuyor, kimi zaman yaşam biçimi müziğini dinleyenlerle örtüşüyor, ama bazen de fire verip dinleyicisini kaybettiği oluyor… Değiştiği hatta medyatikleştiği öne sürülse de yeni kentlinin müziğini yapmaya devam ediyor.!
Evet, şimdi hikayemizi ön yargılarınızı beyninizin gizli kapaklı bir köşesine atarak ve ne savcı ne de avukat olmadan dinleyin!
Arabesk…
K İM BU ADANALI ÇOCUK?
Ülkenin kentleşme rotasının çizildiği 60’lı yılların sonu. O dönem büyük kentlere göç desteklenmiş, hatta seferberlik haline dönüşmüştü. Onlar, yani göçedenler; bu durumdan memnundur ilk başlarda. Öyle ya; kentli olmak; modern hayatın ışıltıları ve çocuklarına daha iyi bir gelecek demekti. Ama bu kahrolası kentin içinde kaybolup gitmek de vardı. Çünkü, çoğu zaman ne iş vardı ne aş, ne de insanca yaşam olanakları… Bu yüzdendir ki durmaksızın kederlenen hayatlar çıkacaktı ortaya! İşte bu dışlanmışlık, bu bir türlü suyun üzerinde duramama hali, kendi tesellisini yaratacaktı… Hem de bir müzik akımı ve yaşam biçimiyle… İşte, büyük kentlerin monoton yaşamının değiştiği, dış mahallelerden içe doğru canlılığın başladığı bu tarihlerde, 1969’da… Müzikçiler çarşısında bir ses yükselir… Ses, yaralı gönülleri çelmektedir: Sevda yüklü kervanlar, senin kapından geçer… Herkes birbirine sorar, kim bu? Sesin sahibi Adanalı delikanlı Müslüm’dür. Plağın satışı, bir anda üç yüz bine ulaşır, bu satış, müzikçiler çarşısı için beklenmedik, dudak uçuklatan bir rakamdır…

Acıların Gür Sesi

4.JPGMüslüm Akbaş olarak hayata başladı. 70’li yılların ortalarında şöhrete giden yolu ararken korkunç bir kaza geçirdi. Öldü diye morga koydular. Gözlerini ameliyat masasında açtı. Un ufak olan alın kemiği yeniden yapıldı.
Şİmdİ o, ünlü Müslüm Gürses. Acıların tatlı starı. Ama gençlik yıllarındaki ameliyat nedeniyle hiçbir kokuyu alamıyor, kulağı az işitiyor, yavaş konuşuyor. Belki de bunca keder, şarkılarından bu yüzden fışkırıyor.