www.Muslumcu.com Müslüm gürses haber arşivine hoşgeldiniz!

Acılı şarkıların yaralı şarkıcısı

Ölümlerle, yokluklarla, acılarla damıtılan ve Türkiye’ye malolan bir yaşamın öyküsünü serdik gözlerinizin önüne. O, hayranlarının babası, Muhterem kadının kocası ve hepimizin Müslüm Gürses’i
EVET
, bir kez daha Müslüm Gürses anlattık size… Öyle ki. Bir kez daha Müslüm Gürses anlatmalı, bir kez daha Müslüm Gürses’i anlamalı ve bir kez daha Müslüm Gürses’i ölürcesine(!) taparcasına(!) çıldırasıya sevenleri düşünmeli demiştik!.. Öyle ya yıllar var ki ‘kaybeden’ ve sanki bir daha hiç kazanmayacak olanların müziğini yaptığı söylenen Müslüm Gürses’i bir daha, bir daha tanımalı demiştik… Çünkü, şaşırtmaya devam ediyordu hala. Çünkü, kışkırtmaya devam ediyordu hala. Çünkü, gülümsetmeye devam ediyordu hala. Çünkü, sevdirmeye devam ediyordu hala. Çünkü, merak ettiriyordu hala…
Merak ettiriyordu evet; ‘Uzak, sessiz ve yalnız’ köşelerden gelen ve dibine kadar yoksulluğu yaşayan onbinleri, hatta yüzbinleri böylesine müritleştiren, böylesine ‘uğruna ölümü göze aldıran’ adamdaki sihir hiç bitmeyecek gibi görünüyordu. Bu yüzyıl boyunca hiçbir sahne gösterisinde böylesine ‘çığlık’ atılmıyordu. Hiçbir sahne adamının böylesine ‘fanatik’ tutkunları olmamıştı, olmuyordu… Ve sadece bir iki konserde değil tam 10 yıl boyunca aynı ölçüde ve ‘derin’den sürüyordu bu tutku. Müslüm Gürses’i tanımak, anlamak, anlatmak; galiba bu toplumun bir ‘parça’sını ama çok büyük bir ‘parça’sını tanımak, anlatmak gibiydi. Hele hele nutukların bolca atıldığı bugünlerde! Şaşırtıyordu evet… Geçenlerde hiç beklenmedik bir şekilde bir ‘keyif’ programında ‘sunucu’luk yapmıştı ‘Baba’… Genç şarkıcılara nasihat veriyor, yıllanmışlara da kavgasız bir dünya diliyor, ‘size yakışmaz’ diyordu. Bir yandan da kıyafetlerine notlar veriyor, en ‘ağır’ tavrıyla paparazi alemlerinde ‘hakemlik’ yapıyordu. Bir başka zaman ve mekanda ise bir sonraki albümü için ‘efsane’ şairlerden, ‘efsane’ şiirler arayan adam oluyordu. Bir yandan en ‘keder’li ve ‘kader’li ve de karamsar sözlere ‘çığlık’ olurken bir yandan da en ‘rock’ melodiyi ‘paramparça’ ediyor ve en uç noktalara ulaştırıyordu.

 

EN DİPTEN EN TEPEYE…
Bildik sahne kahramanlarından değildi o… Dinleyicisine benzer, ulaşılabilir, dokunulabilir bir yıldız, bir efsaneydi…
Şaşırtıcıydı sahiden; çünkü birdenbire ‘son pişmanlık neye yarar’ diye bir Akdeniz rüzgarına bırakıyordu kendini… Bazen de genç bir müzik adamının, Teoman’ın ruhuna ortak olmak istiyordu… “Babamın öldüğü yaştayım, bugün benim doğum günüm, hem yastayım hem sarhoşum” diyordu… Yani Paramparça! Hala en dip kahve köşelerinde şarkıları ve sözleri üzerine efkarlar basılırken, akademik ortamlardaysa hakkında doktora tezleri üretiliyordu.
Tanığıydım!
Geçenlerde İzmir Fuarı’nda tam 16 gece boyunca ‘Bir Yudum Hayat Geceleri’ yapıldı.. ‘Tuz’um ve ‘şeker’im oldu bu geceler için… Her akşam bir sahne sanatçısının portre-filmi gösteriliyor, ardından ödüller veriliyor sonrasındaysa küçük çaplı bir konser başlıyordu.. Tabii ki Müslüm Gürses için de yapıldı böyle bir gece… Daha doğrusu tam anlamıyla yapılamadı(!)
Erkan Yolaç ve Zahide Yetiş’in sunduğu bu gecede, Fuar Meydanı’nı dolduran onbinler, daha Gürses sahneye adım atmadan, yani film gösterilirken ‘ayine’ başladı… Sahne geniş bir havuzun üzerine kurulmuştu… Filmde ‘Müslüm kareleri’ geçmeye başladığında eller havaya kalktı, bağlılık nidaları yükseldi… Ve havuzu çevreleyen demir korkuluk aşılmaya…

BÖYLE SEVGİ GÖRÜLMEDİ
Ama yetmiyordu bu kadarı. ‘Baba’ sahneye çıktığındaysa elektrik akımı nedeniyle fazlasıyla tehlikeli olabilecek havuz dolmuştu bile… Bir şarkı, iki şarkı, üç şarkı derken altıncı şarkıda Müslüm Gürses görünmüyordu artık… Çünkü güvenlik görevlileri şarkı söylemeye çalışan(!) Gürses’i kapatmıştı fazlasıyla… Sonrasındaysa yapacak bir şey kalmamıştı… Sahneyi ve havuzu dolduran fanatikler ‘Baba’nın ayaklarına ve ellerine dokunmak için ‘her türlü çılgınlığı’ yapabilecek duruma gelmişlerdi…
Havuzun aksesuarları söküldü, demir korkuluk yıkıldı, sahneye su sıçratıldı, ses aletleri ıslandı… Sonra n’oldu… Tabii ki, ‘Saygı Gecesi’ yarım kaldı! Güvenlik görevlileri de fuar görevlileri de derin bir ‘oh’ çekti… Çünkü kazasız, belasız bitmişti konser… Ne ‘Paramparça’ söylenebildi, ne ‘Dünya Yalan’ ne de ‘Son Pişmanlık Neye Yarar’ şarkıları! Ertesi gün… ‘Dostlar Sofrası’nda oturuyoruz Gürses ve Muhterem Nur’la…
Geçmişten bugüne yapılan pek çok konserde oluşan bu yoğun sevgiden hoşnut olduğunu söylüyordu Müslüm Gürses. ‘Nahoş’ diye tanımladığı ‘jilet ayinleri’ hariç tüm bu ‘farklı durum’ları bir sahne adamı için keyifli ve gurur verici buluyordu..
Neyse… Naçizane, size damardan bir öykü sunduysak ne ala.. Aslında bizimkisi kuytu labirentlerde hayatını dokuya dokuya geçip giden kahramanlardan hoş bir sada bırakmaktı. Hoş bir sada…
BİTTİ

İçinizde kalmasın, siz de yorum yazın.