Müslüm Baba ve filli boya
Müslüm Gürses dinleyicisi mi değişti yoksa boya müşterisi mi?.. Bu yazı “İkisi de değil” diyor: “Müslüm Baba değişti!”
Türkiye’nin popüler kültür haritasını starlar üzerinden anlatmayı amaçlayan “Aynalar” belgeselini hazırlarken en çok belgelemek istediğimiz isimlerden biriydi Müslüm Gürses… Yaptığı müziğin, sergilediği kişiliğin, konserlerindeki havanın, ülkenin vaziyetine dair çok önemli işaretler taşıdığına inanıyorduk.
“Aynalar”ın yönetmeni Soner Sevgili, Müslüm Gürses’in hemşehrisiydi. Müslüm Baha’nın içinde yetiştiği Adana Ceyhan’ın iklimine ve onu dinleyenlerin ruh haline yabancı değildi. “Müslüm”ün müziği ancak ter kokusuyla dinlenir” diyordu Soner, “Dinlerken sadece ekmek yiyebilirsiniz, belki biraz da soğan… Kaçakların müziğidir; hapishane koğuşlarında, kahvehanelerde cemaat halinde dinlenir. Kimse tek başına dinlemeye tahammül edemez.”
Soner’in anlattıkları arasında bana asıl ilginç gelen teşhis şuydu:
“Müzik aleminde kimsenin ‘İbocu’ olduğu görülmemiştir. Ama ‘Müslümcülük’ bir tarikat gibidir.”
* * *
Bu teşhisin nedenini çözmeye çalışırken ilginç bir haritaya ulaştık.
“İbo” varoşların değişime en açık ve gönüllü kesiminin sesiydi. Urfa’dan gelip İstanbul’u ele geçirmişti ve kendisine benzeyen yüzbinlerin idolüydü. Kent merkezine en yakın gecekonduların, gözünü şehir ışıklarına dikmiş pencerelerinden İbo’nun (ya da Emrah’ın) müziği yükseliyordu. Lakin Tatlıses bir gün arabeskçi, bir gün popçu kimliğiyle sahneye çıktığından dinleyicisine “İbocu” olma şansı vermeyecek esneklikteydi.
Kenti kuşatan varoşların ikinci kademesini, sınıf atlamaktan umudunu büyük ölçüde kesmiş, ama hala tutunacak dalı olanlar oluşturuyordu. Bunlar, umut katsayılarına göre sıralanırsa “Orhancı” ya da “Ferdici” oluyorlardı.
Nihayet, kent merkezine en uzak duranlar, yani değişimden kar sağlamak bir yana, değişimden canı yananlar, “bütün duyguları ağır yaralı” olanlar “Müslümcü” diye tanınıyordu.
Müslüm Gürses hakkında bir tez hazırlayan, Ege Üniversitesi’nden Caner Işık’ın Nokta’da yayımlanan bir saptamasını okuyunca yanılmadığımızı anladım: “Orhancı larla “Müslümcü”leri karşılaştırıyordu Işık ve diyordu ki: “Bir Orhancı evine ‘okumuş’ tabir ettiği bir insan geldiğinde utanıp Orhan’ın kasetlerini saklayabilir. Ama bir Müslümcü kasetlerini çok rahat meydana serer. Çünkü o, Müslümcülüğüyle gurur duyar.”
Hu gözlem, az önce söz ettiğim 2. kategoriyle 3. kategori arasındaki tavır farkını da özetliyor aslında: Şehirdeki “okumuş”a özenen “mahcup arabeskçiler”e karşı, “okumuş”un sillesini yemiş, hıncını aşkla jiletlediği kendi bedeninden alan “harbi arabeskçiler…”
* * *
Lakin “varoş” denilen “kentteki köy”ün zemini öylesine kaygan ki, dün çizdiğiniz haritanın sınırları bugün değişebiliyor.
Müslüm Baba’yı son “Fiili boya” reklamında, sinema ve sahne dünyasının diğer yıldızlarıyla birlikte “en güzel beyaz”ın nerede olduğunu anlatırken görünce insanın aklı karışıyor ister istemez… “Baba,” son dönemde teknede sarışın çıtırlarla çektiği klipleri ya da kasedi çıkmadan önce basına sızdırılan boşanma dedikodularıyla da şaşırtmıştı bizleri… Artık yarışma programlarında playback şarkı söylüyor, talk- show’lardan eksik olmuyordu.
Fanatiklerine bir hayat sloganı gibi sunduğu “Meselem” hallolmuş gibiydi…
Bu değişimin kokusunu, yine toplumun nabzını en iyi tutan isimlerden biri, sevgili hocam Prof. Ünsal Oskay alıyor ve Nokta’da “baba”ya şu teşhisi koyuyor:
“O da piyasa koşulları altında kendine yeni menajerler buldu. Kılık kıyafeti değişti. Artık ipekli kumaştan fularlar takıyor, bol gömlekler, beyaz pantolonlar giyiyor. 3 – 5 yıl önce seslendiği kitleden uzaklaşıyor. En aşağıdaki insanlar, onunla eskisi kadar özdeşleşemeyeceklerdir artık…”
Anlaşılan “Müslüm Baba” kent merkezine biraz daha yaklaşıyor. Tıpkı “batsın bu dünya” diye yola çıkıp, şöhreti büyüdükçe “batmasa da olur” çizgisine gelen Orhan Gencebay gibi…
* * *
Ben, Müslüm Baba’nın terk ettiği evin muhtaç olduğu sesi Azer Bülbül’de duyuyorum son zamanlarda… Hıncını kendi bedeninden alanların, bundan böyle onun için jilet parıldatacaklarını tahmin ediyorum.
Müslüm Baba’ya gelince…
Bu konudaki tahmini, üstadımız, hocamız, Ünsal Oskay’a bırakalım:
“İstanbul’u kuşatan 4 – 5 milyon İstanbullulaşamayan insanın, birbirini kurtlar gibi kemirerek, yiyerek palazlanan kesimi, bundan böyle, gerçek ipekli fular takan parlak Müslüm Gürses’e en kısa zamanda yaklaşabileceklerini, onun bugünkü kıyafetlerini giyebileceklerini umut etmeye çalışacaklar.”
“Ağır yaralı bütün duygulara” geçmiş olsun…
Yorum takibi
Geri izleme
21 Şubat 1999, 10:44
1999 Haberleri
Bugün 0, toplamda 161 kez okunmuş.
İçinizde kalmasın, siz de yorum yazın.