Her Konser Bir Ayin

konser.bmpHayatına Muhterem Nur girmiştir ve artık Müslüm Gürses için herşey yolunda gibi görünmektedir. İşte konserlerinde kendilerini paralayan, kollarını jiletleyen ‘Müslüm müritleri’ de tam bugünlerde ortaya çıkar, konserlerin tadı yine kaçar
MUHTEREM Nur’la buluşması Müslüm Gürses’in yaşamına mutluk taşıdı ancak tam da o günlerde Gürses konserlerinde dünyada bir örneğine daha rastlanmayacak ‘jiletli ayinler’ başladı. Jiletler adeta havada uçuyordu. Bedenlerden sızan kan sanki ‘kaybedenlerin’ “farkedin bizi çığlığı”ydı. Seyirci, her Müslüm konserinde daha da taşkınlaşmaktaydı. Gürses de sızlanır gibi, dövünür gibi şarkı söylemekte, şarkılarındaki ızdırap oranı yükseldikçe kıvranmakta, hüzünlenmekte ve adeta kendinden geçmekteydi. Ve jiletlerin tenlerle teması da aynı oranda daha bir artmaktaydı…
KENDİ SESİNE YENİLDİ
O günlerde birdenbire Müslüm Baba müritlerinden sözedilmeye başlandı. Ama müritler pek çok konserde Baba’nın uyarılarına, sahneyi terketme tehditlerine kulak asmıyordu. Gürses, kendi öfkesine yenilen seyirciye ulaşamıyordu. Çünkü seyirciye göre öyle bir müzikti ki dinledikleri, her şarkıda daha bir dibe vuruyorlar, daha bir uyuşuyorlar ve jiletin tenlerini kanattığını farketmiyorlardı bile… İş çığırından çıkmıştı. Bazen sahneye bile çıkamıyor hatta bir keresinde yine kendinden geçen bir hayranı tarafından bıçaklanıyordu.
Evet, Müslüm konserlerinin yapıldığı mekanların önü her zaman tipik kalabalıklara sahne oluyordu olmasına ama sanmayın ki kokoreççiler, köfteciler, mısırcılar vardı bu kalabağın içinde… Belki inanması güç ama “Seç beğen al, Müslüm Baba’nın jiletleri bunlar” diye bağırıp tezgah açanlar eklenmişti…
“Bakıyorsun karşında müthiş bir kalabalık, adın anons edilir edilmez hepsi feryat figan… İnsan önce bir ürküyor. Seviniyor da insan, gurur da duyuyor. Ama işte onların içinde, o güzelliğin içinde bazı ayrıkotları, devedikenleri görebiliyorum. Böyle fikren mağlup bir insan çıkıyor kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor. Yani şimdi buna ne gerek var?” diyor Müslüm Gürses ‘fanatikleri’ için. Ve onları bu kadar öfkelendiren şu sözlerle anlatıyor: “Ya sevdiğini alamamıştır, ya işyerinden ekarte edilmiştir, ya toplumdan dışlanmıştır… Tamam da güzel kardeşim beni neden alet ediyorsun? Müzik çok kıymetli bir alandır. Sen onu niye mundar ediyorsun? Ben sosyolog falan değilim ama bu davranış sağlıklı bir davranış değil. Ben adama ‘Bugün batarsa güneş, yarın yeniden doğar’ diyorum. Adam kendine jilet atıyor. Olmaz ki!” Peki bu olaylar hiç korkuttu mu Müslüm Baba’yı.
TÜRKİYE ÇOK DEĞİŞTİ
Cevap yine ondan… Korkuttuğu olmuştur tabii! Orada bir insan yani şahdamarını, atardamarını kesiyor. Korku var tabii, üzülme de var. Bunlara çok zaman sessiz kalmıyorum, protesto ediyorum. Yaptığın hareket doğru değil diyorum. Bir sanatçıyı seviyorsan çiçeğin varsa ver kardeşim! Ama artık öyle bir şey yok! Geçen günlerde Türkiye turnesinde gördüm ki insanlar güzelliği yakalama adına daha bir gayret içinde. Huzur dolu, alkışlarla çiçeklerle mukabele etmesini bilen insan topluluğuyla karşılaştım. Bu beni çok mutlu etti.

Geçen akşam bir Müslüm Gürses konseri izledim

can_gurses.JPG Geçen akşam bir Müslüm Gürses konseri izledim.

Her konseri olay olan bu “varoş kralı”nı sahnede izlemek istiyordum kaç zamandır… Bu “toplu ayin”e katılarak o izdihamı, kargaşayı, havada uçuşan sandalyeleri, berduş başlara takılan bandajları, kıllı göğüsleri çizen jiletleri gözlemek için fırsat kolluyordum.

Beklediğim fırsat, ummadığım zamanda, ummadığım yerde çıktı karşıma:

Pazar akşamı, Bakü’de…

Ama beklediğim görüntülerin hiçbirini göremedim.

Her konseri olay olan bu “varoş kralı”nı sahnede izlemek istiyordum kaç zamandır… Bu “toplu ayin”e katılarak o izdihamı, kargaşayı, havada uçuşan sandalyeleri, berduş başlara takılan bandajları, kıllı göğüsleri çizen jiletleri gözlemek için fırsat kolluyordum.

Beklediğim fırsat, ummadığım zamanda, ummadığım yerde çıktı karşıma:

Pazar akşamı, Bakü’de…

Ama beklediğim görüntülerin hiçbirini göremedim.

Her konseri olay olan bu “varoş kralı”nı sahnede izlemek istiyordum kaç zamandır… Bu “toplu ayin”e katılarak o izdihamı, kargaşayı, havada uçuşan sandalyeleri, berduş başlara takılan bandajları, kıllı göğüsleri çizen jiletleri gözlemek için fırsat kolluyordum.

Beklediğim fırsat, ummadığım zamanda, ummadığım yerde çıktı karşıma:

Pazar akşamı, Bakü’de…

Ama beklediğim görüntülerin hiçbirini göremedim.

Hemen belirteyim ki, bu konserin bir haber değeri varsa o da şudur:

“İlk kez bir Müslüm Gürses konserinde hiç olay çıkmadı.”

Hayranları, Baba’ya bir kez dokunabilmek için kendilerini parçalarcasına korumaların üzerine atmadılar. “Baba”, etten bir koruma duvarının ardına sığınıp “Benim Meselem”i “Müslümcüler”e anlatmak zorunda kalmadı. Ne “duman” dolaştı sıralar arasında, ne de “jilet”…

Bakü’nün 7500 kişilik “İdman ve Konsert Kompleksi”ne koşan “temaşacılar”, aslında bir operaya gitmek üzere evden çıkmış da, yanlışlıkla bu konsere gelmiş gibiydiler. Herkes en güzel elbiselerini giymiş, en hoş kokularını sürünmüş, çoluğunu çocuğunu kapıp, “dost ve kardaş Türkiye’den gelen sanatçı”yı dinlemeye gelmişti.

Aslında Bakü’nün fıskiyeleriyle ünlü merkezi Fantan’da Ressamlar Sokağı’nı dolaşınca Azeriler’in Türk sanatçılara ilginin çok yoğun olduğu hemen fark ediliyor. Emrah, Ebru Gündeş, Özcan Deniz, İbrahim Tatlıses -ve özellikle de- Seda Sayan resimleri süslüyor sokağı… Radyolar Nilüfer çalıyor, bütün kasetçilerden Sezen Aksu’nun sesi yankılanıyor.

Bakü, adeta gözünü kulağını Türkiye’ye dikmiş, gözlüyor, dinliyor.

Ancak Müslüm Gürses adı, Azerbaycan için biraz yabancı… O’nu tanıyanlar ise Türkiye’deki fanatiklerine hiç benzemiyorlar. Bir defa çoğu kadın… Ellerinde jilet değil, çiçek taşıyorlar. Konser için sıraya girip, gişede 10 dolar verip (küçük bir hatırlatma: Azerbaycan’da emekli aylığı 10 dolar) bilet alıyorlar ve numaralı sandalyelerine yerleşip sakin sakin konserin başlamasını bekliyorlar.

İşte bu yüzden Bakü konserinde “dilini bilmeyen bir cemaate vaaz veren dertli bir vaiz” gibiydi Müslüm Gürses… Sahne, Romalılar’ın gladyatör dövüştürdüğü arenalara benzer bir alanın ortasına kurulmuştu. 7 bin 500 kişilik salonda 2 bin seyirci vardı. O seyirciler de arenanın çevresine dağınık oturmuşlardı. Şöyle “öz be öz” (karşı karşıya) bir türkü söyleme imkanı yoktu. Gürses, belki de hayatında ilk kez, şarkılarını ezbere, yana yakıla ve bağıra çağıra söyleyemeyen bir seyirciye, çevresinde üstünü başını parçalayan hayranlar ordusu, o orduyla mücadele için tutulmuş korumalar ordusu ve bu kargaşayı görüntülemeye çalışan gazeteciler ordusu olmadan, “jilet gibi şık” ve “bir devlet sanatçısı kadar ciddi” bir görünüm altında konser verdi.

Geleneksel Müslüm seyircisi görse, “Bir Münir Nurettin Konseri” izlediğini sanabilir ve ses kablolarını jiletleyebilirdi.

Müslüm Baba, Azeriler’e jest olsun diye “Sevmişem”le açtı konseri, “Zahidem” türü bozlaklarla devam etti. İstek üzerine “Vazgeçmem”i söylerken sancılanır gibi acıyla kasıldı yüzü…

Önceki konserlerinde sahnedeki itiş kakış arasında göremediğimiz bedeni, kramp girmişçesine eğilip bükülüyor, adeta dövünüyordu.

Mahpus koğuşlarının, sanayi atölyelerinin, kerhane köşelerinin mazlumları için yazılmış şarkıları, şık giysiler içinde koltuklarında sakin sakin el çırparak dinleyen Azeriler, bir süre sonra sahneden gamlı bir buğu gibi yükselen bu “sızlanmalar silsilesi”nden sıkıldılar.

Galiba, Müslüm Baba da bu “mesafeli seyirci”den sıkıldı.

Sesindeki efsun, dalga dalga salona yayıldıkça “taştan seyirci”ye çarpıp, gerisin geri kendisine dönüyordu.

1 saatin sonunda, kendi yaydığı efsunun aksinden berduş olmuş gibi “yıkıla yıkıla” veda etti Bakülüler’e…

Konserin başarısızlığının nedeni “deplasmanda” oluşuna ve bu aleme yabancı olan “tamaşacılar”ın “ıstıraplardan azade” bulunuşuna verilebilir.

Lakin unutmamalı ki, Baba’nın son İzmir konserinde de bu tür sahneler yaşanmış, salon dolmamış, sahnede arbede çıkınca Gürses konseri yarıda kesip gitmişti.

Bir “Müslüm uzmanı” sayılan Orhan Tekelioğlu, bunu “Çocukları Baba’ya küstüler” diye yorumlamıştı. Çünkü Müslüm Gürses, “rehabilite olmuş”, normalleşmiş, o kanal senin bu kanal benim gezerek kaset tanıtımı yapmaya başlamıştı.

Kliplerde Şile sahillerinde yatla “kakara kikiri” sarışın çıtır gezdirmeler, Muhterem Nur yenge buna bozulunca bir sonraki klipte sarışın kız yerine yağız ata sarılmalar, kıskançlık dedikoduları “iş yapınca” promosyon kokulu “boşanıyorlar” haberleri yaymalar, yarışmalı, konuşmalı, her türden talk-show’a çıkıp, alay konusu olmalar ve nihayet, bir reklamda -jilet reklamı olsa neyse- beyazlara bürünüp, eski imaja yeni makyaj boyası vurdurmalar…

Bütün bunlar “hor görülenler” katında, “Baba bizim evi terketti” duygusu yarattı.

Oysa “eski Müslüm”, Tekelioğlu’nun da isabetle vurguladığı gibi bir “anti-kahraman”dı. Dinleyicisine benzerdi. Onlar kadar mazlum, bedbaht, gösterişsiz ve ezikti. Medyada yüzünü eskitmez, dedikodudan uzak durur, kendi halinde müziğini yapar, tanıtımsız milyon satardı.

Birkaç sene evvel “Aynalar” belgeseli için kapısını çalmış, ancak içeri bile girememiştik. İtiraf etmeliyim ki, gazetecilerin dikkatini çekmek için binbir dümen çeviren “sanatçılar”ı gördükten sonra, bu taraklarda hiç bezi olmayan “mazlum baba”nın medyaya karşı kayıtsızlığı etkilemişti beni…

Bu tavra saygı duyup üstelememiştim.

Baba’nın yapmacığı yoktu. Rahatsız edecek kadar gerçekti. Arabeskse “hak’katten” en harbisini yapıyordu. Bir Müslümcü’nün deyişiyle “öbürleri erotik film ise, Müslüm porno”ydu.

Peki ne olmuştu da şimdi mazlumların babası, reklam yıldızı olmaya soyunmuştu?

Konser öncesi sohbet ederken, “Siz mi değiştiniz, filli boya müşterisi mi” diye sordum Gürses’e…

“Bunlar normal…” dedi “Baba’can” bir tavırla: “Medya benim nezdimde bir değerdir. İnsanlarla aramızda bir köprüdür yani… göz ardı etmemek gerekir.”

Lakin İbo’cuların çok normal karşılayabilecekleri, hatta özenecekleri bu “medyatikleşme”, Müslüm’cülerin alemi’nde “ayıplandı.”

Çünkü, Baba, “en güzel beyazın hangi boyada olduğunu” sora sora varoşlardan şehir merkezine yaklaştıkça çocuklar, kendilerini öksüz hissettiler.

Son İzmir konseri, çocukların, bu terkedilmişliği, Freudyen bir tavırla babalarına karşı öfkeli bir saldırıya dönüştürdüğünü göstermişti.

Bir sonraki adım, kendilerine yeni bir “baba” aramak olacaktır.

“Veliaht” Hakan Taşıyan, niye şimdi tahta aday oldu sanıyorsunuz?

Müslüm Baba’nın deyişiyle “hor görülenlerin isyanıdır bu…”

Sabah-Can Dünar